BELİRSİZ
ALACAK DAVASI AÇMASINDA HUKUKİ YARARI YOK KABUL EDİLSE DAHİ, DAVA ŞARTI
YOKLUĞUNDAN USULDEN REDDİNE KARAR VERİLEBİLMESİ İÇİN DAVA ŞARTI EKSİKLİĞİNİN
GİDERİLMESİ İÇİN BAŞKA DEYİŞLE BELİRSİZ ALACAKLARINI BELİRLİ HALE GETİRMESİ
İÇİN TARAFA KESİN SÜRE VERİLMESİ GEREKİR.
9. Hukuk Dairesi 2014/32912 E. , 2016/4722 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti, genel
tatil ücreti, hafta tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini
istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı ile davalılardan ... avukatı tarafından temyiz
edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor
dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin, davalı Şirket bünyesinde 01/09/2007 tarihinde
temizlik işçisi olarak çalışmaya başladığını ve davalı Şirketin diğer davalı
... Müdürlüğüne hizmet verdiğini, müvekkilinin aylık olarak 884 TL ücret
aldığını çalışma saatinin sabah 08:00 den akşam 17:00 e kadar olduğunu, yıllık
ücretli izin kullanmadığını, dini ve resmi bayram günlerinde ve hafta
sonlarında kesintisiz olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin haklı bir neden
olmaksızın 30.04.2012 tarihinde feshedildiğini ileri sürerek; kıdem ve ihbar
tazminatları ile yıllık izin, genel tatil ve hafta tatili ücreti alacaklarının
davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
B) Davalı Vekilinin Cevabının Özeti:
Davalı ... vekili; iş sözleşmelerinin belirli süreli yapıldığını, işten ayrılma
bildirgesinin kod 18 olarak bildirildiğini, müvekkili firmanın iş sonlandırma
ile yetkili olmadığını, bu kararın asıl işveren Spor İl Müdürlüğü'nce
verilmekte olduğunu, kağıt üzerinde müvekkil firmanın işlem yaptığını,
davacının yıllık izinlerini kullandığını, esasen işyeri düzeninin (
izin,giriş,çıkış saatleri vb. ) diğer davalı ...'nce düzenlendiğini, davaya
konu işyerinin ...Bakanlığı ( ... Spor İl Müdürlüğü ) ne bağlı olduğunu,
müvekkili şirketin somut olayda işveren sıfatının olmadığını savunarak; davanın
reddini istemiştir.
Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili; davanın haksız ve yasal dayanaktan yoksun
olduğunu reddinin gerektiğini, öncelikle husumet itirazlarının bulunduğunu,
davacının diğer davalının çalışanı olduğunu, davalının yıllık ücretli izin ve
her türlü tazminat talebi eğer müstehak ise diğer davalıdan talep edilmesinin
gerektiğini savunmuştur.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, dava ve ıslah dilekçelerinde davanın belirsiz alacak davası
olduğunun belirtilmesine karşın kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin
alacakları yönünden davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararının
bulunmadığı gerekçesi davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Karar süresinde davacı ile davalı ... vekillerince temyiz edilmiştir.
E) Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına
göre davalı ...'nün tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan
temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- Davaya konu işçilik alacaklarının belirsiz alacak davasına konu olup
olamayacağı noktasında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Belirsiz alacak davası 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu ile öngörülen ve alacaklıya bazı avantajlar sağlayan yeni
bir dava türüdür. Sözü edilen hükme göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın
miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden
beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi
ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası
açabilir”. Şu hale göre davanın açıldığı tarihte alacak miktarının belirlenmesi
imkansız ise belirsiz alacak davası açılabilir. Öte yandan alacaklı tarafından
alacağın miktar veya değerinin tam olarak belirlenmesi beklenemez ise yine
belirsiz alacak davası açılabilir.
Belisiz alacak davasını düzenleyen HMK’nun 107. maddesinin gerekçesinde, birçok
kez hak arama özgürlüğüne vurgu yapılmıştır. Yine alacaklının hukuki ilişkiyi,
muhatabını ve talep edebileceği asgari tutarı bilmesine rağmen “alacağın
tamamını tam olarak” tespit edemeyecek durumda olması da davanın nedenleri
arasında sayılmıştır. Bu itibarla belirsiz alacak davasıyla ilgili yoruma
gidildiğinde, alacaklının hak arama özgürlüğünün değerlendirilmesi gerekir.
Bunun aksine ilgili hükmün, alacaklının hakkına ulaşmasını kısıtlayan şekilde
ele alınması doğru olmaz.
Dava konusu alacak karşı tarafın vereceği bilgi veya belgelerle belirlenecekse,
alacak belirsiz kabul edilmelidir. Karşılaştırmalı hukukta geçerli olan bu kriter
107. maddenin 2. fıkrasının başlangıcında “karşı tarafın vereceği bilgi sonucu”
yargılama sırasında belirlenme olarak kabul edilmiştir.
Konuyu iş mevzuatı açısından ele aldığımızda, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 3, 8,
22, 28, 32, 37, 67. maddelerinde işverene çalışan her bir işçi yönünden kayıt
tutma ve işçiye belge verme yükümlülüğü getirildiği görülmektedir. Bütün yasal
yükümlülüklere uyan işveren bakımından kural olarak işçi alacaklarının belirsiz
olduğundan söz edilemeyecektir. Zira işçinin çalışma süresinin tam olarak kayda
geçirildiği, iş sözleşmesi ile ücreti, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının
belirlendiği, işçiye her ay ücret hesap pusulası verildiği, günlük ve haftalık
iş sürelerinin işçiye önceden bildirildiği, işçinin yaptığı olağanüstü çalışmalar
için kendisine belge verildiği durumlarda, işçinin bir çok alacağı belirli ya
da belirlenebilir durumdadır. Sadece hakimin taktirine kalan bazı alacaklar
bakımından yine de başlangıçta bir belirsizlikten söz edilebilecektir.
İşçilik alacaklarının hesabı genelde iki kritere tabidir. İşçinin işyerinde
geçen çalışma süresi ve ücreti ile ekleri bilindiğinde işçilik alacakları
belirlenebilir durumdadır. Bu yüzden özellikle kamu kurumlarında işçinin
çalışmalarının tam olarak Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirilmesi ve işyerinde
uygulanan toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçinin ücreti ile eklerinin toplu
iş sözleşmesinde yer alması sebebiyle işçilik alacakları belirlenebilir
durumdadır. Yine de hakimin taktir alanına giren manevi tazminat, taktiri
indirime tabi fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, bayram ve genel tatil
ücreti, cezai şart, sözleşmenin kalan süresine ait ücret gibi alacakların
başlangıçta tam olarak ve tamamen belirlenmesi mümkün değildir. Nitekim 107.
maddenin Adalet Komisyonu gerekçesinde de, alacaklının “talep edebileceği
miktarı asgari olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağın
tamamını tam olarak tespit” edememesi halinde belirsiz alacak davası
açılabileceği ifade edilmiştir.
Gerekçede örnek olarak “keşif ve bilirkişi raporu” ile alacağın miktarının
tespit olunmasından söz edilmiştir ki, iş yargısında bilirkişi hesap raporu
alınması çok yaygın bir uygulamadır. Yine 107. maddenin 2. fıkrasında “karşı
tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu” alacak miktarının belirlenmesinden
söz edilmiştir ki, yukarıda sözü edilen yasal yükümlülükler sebebiyle işçiye
çalışırken belge vermekle yükümlü olan işveren bunu yerine getirmediğinde,
işçinin alacağın miktarını tam olarak belirlemesini beklemek doğru olmaz.
Belirsiz alacak davasını öngören hükümde biri sübjektif, diğer objektif iki
unsur karşımıza çıkmaktadır. Alacağın veya dava değerinin belirlenmesini
objektif olarak imkansız olması halinde belirsiz alacak davası açılabilecektir.
Örneğin iş kazası geçiren işçinin açacağı davada işveren ve işçinin karşılıklı
kusur oranları, kusursuz sorumluluk olup olmadığı ve varsa kaçınılmazlık durumu
ve maluliyet oranlarının dava açma aşamasında belirlenmesi imkansızdır.
Sübjektif unsur ise alacaklının talep konusu miktarı belirlemesinin alacaklıdan
beklenememesidir. İşçinin yasal hakları ödenmeksizin işten çıkarıldığı bir
durumda yukarıda belirtilen masraflara ek olarak uzman hesap raporu aldırarak
olası işçilik alacaklarını belirlemesi de hak arama özgürlüğü önünde engel
olarak değerlendirilebilir.
Talep sonucunun rakam olarak ifadesinin imkansızlığı, davacının tam olarak
miktarını bilmediği ve bu bilgisizliğini davalının sahasında bulunan
vakıalardan kaynaklandığı durumlarda söz konusudur.
İşyerinde sendikasız çalışan ve yasal işçilik alacakları konusunda ayrıntılı
bilgi sahibi olması beklenmeyen bir işçinin, alacakları doğru şekilde
adlandırması dahi mümkün olmazken doğru hesap yöntemiyle birlikte ve tam olarak
belirlemesi mümkün görülmemelidir. Ancak işyerinde hukuk müşaviri, personel uzmanı,
muhasebe müdürü gibi konumda çalışan bir işçi bakımından aynı sonuca varmak
mümkün olmayacaktır.
Belisiz alacak davası hukuk sistemimize girmeden önce icra inkar tazminatına
hak kazanma yönünden likit (belirli) olma kriteri içtihat olarak kabul edilmiştir.
Bu kriterin, alacağın belirli olup olmamasında da dikkate alınabileceği
Yargıtay tarafından kabul edilmiştir. Yargıtay’a göre; “Likit bir alacaktan söz
edilebilmesi için ise; ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya
da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya
bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve
tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına
ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Bu koşullar
yoksa, likit bir alacaktan söz edilemez”(HGK. 14.07.2010 gün ve 2010/19-376 E,
2010/397 K, HGK, Y.HGK. 17.10.2012 gün ve 2012/9-838 E, 2012/715 K).
Genel mahiyette bu açıklamalardan sonra işçilik alacaklarının belirsiz alacak
davasına konu olup olmayacağı noktasında Dairemizce belirlenen kriterler
aşağıdaki gibidir;
Kıdem tazminatı hesabı için, işçinin çalıştığı süre, fasılalı çalışma olup
olmadığı, bu süre içinde ihbar önelini altı hafta aşan istirahat raporu alınıp
alınmadığı, ücretsiz izin uygulaması olup olmadığı, grevde geçen sürenin
varlığı, işçinin son ücreti, ücretin eki niteliğindeki ödemelerin son bir
yıllık toplamı, işçiye sağlanan ayni hakların parasal değeri ve son bir yıllık
ortalaması, ücretin eki mahiyetindeki ödemelerin devamlılık arz edip etmediği
gibi konuların net olarak bilinebilmesi gerekir. Bu yüzden işçinin hesabın
unsurlarına dair sözü edilen bir veya birkaç konuda belirsizlik halinde kıdem
tazminatının başlangıçta tam olarak ve tamamen belirlenmesi mümkün olamaz.
HMK’nun 107. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere alacaklının “alacağının
tamamını tam olarak” tespiti mümkün değildir. Bu nedenle hesabın unsurlarındaki
tartışma ve belirsizlik, alacağın da belirsiz olması sonucunu doğurur. Ancak
ücret ve eklerine dair tartışma kıdem tazminatı tavan sınırlaması sebebiyle
sonuca etkili değilse, kıdem tazminatının belirsiz alacak davasına konu
edilemeyeceği düşünülmelidir.
İhbar tazminatı hesabı noktasında kıdem tazminat için sözü edilen tavan
sınırlaması hariç, hemen hemen aynı verilere ihtiyaç vardır. İşçinin çalışma
süresindeki tartışmanın ihbar süresine dair dilimi etkilemesi veya işçinin
ücreti ve eklerindeki herhangi bir tartışma halinde ihbar tazminatı hesabı da
belirsizdir.
İşçinin ücretini ve çalışma süresini bilmesi gerektiği varsayımı ile ihbar ve
kıdem tazminatının her durumda belirli olduğunu söylemek isabetli bir yaklaşım
olmaz. Çalışma süresine ve ücreti ile eklerine dair yasal yükümlülüğe rağmen
işverence belge verilmemiş bir işçinin, işverende mevcut işyeri şahsi sicil
dosyasına ulaşmadan ve işverence bilgi ve belge sunulmadan önce henüz dava açma
aşamasında bu tür tazminatların tamamını ve tam olarak hesaplamasını beklemek
ve bunu bir dava şartı olarak kabul etmek, hak arama özgürlüğünü zedeler. Bu
konuda alınacak olan uzman raporu da hesap noktasında aynı belge eksiklikleri
sebebiyle yeterli olmayacağı gibi, iş sözleşmesi yasal hakları ödenmeksizin
feshedilen işçiden dava öncesinde alacaklarını belirleyebilmek için hesap
raporu almak yönünde bir masraf yapmasını beklemek de doğru olmaz.
Yıllık izin ücreti hesabının unsurları, işçinin çalışma süresi ve ücretin
miktarıdır. İşverence yasal düzenlemelere rağmen bu yönlerden belge düzenleme
ve işçiye verme yükümlülüklerin yerine getirilmemiş olması halinde işçinin
yıllık izin ücretini dava öncesinde tam olarak belirlemesi mümkün olmayabilir.
Bu açıdan çalışma süresi ve ücretin tartışmalı olması durumunda yıllık izin
ücreti belirsiz alacak davasına konu edilebilir. Ancak çalışma süresi ve ücretin
işçiye verilmiş veya ulaşabileceği belge ve kayıtlarla kesin olarak
saptanabildiği hallerde yıllık izin ücretinin belirli olduğu ve belirsiz alacak
davasına konu olamayacağı söylenebilecektir.
Fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil çalışmaları
karşılığı ücretler için ise çalışmaların tamamının puantaj kayıtlarına
dayandırıldığı istisnai durumlar dışında hakimin takdiri indirimi söz konusu
olduğundan, alacakların, davanın açıldığı aşamada tam olarak belirlenmesi
mümkün değildir. Bu itibarla sözü edilen alacakların belirsiz alacak davasına
konu edilebileceği ilke olarak kabul edilmektedir.
Hakimin takdiri veya yasal nedenlerle indirim yapılarak alacak miktarı veya
değerinin belirlenmesi halinde alacak belirsizdir(Yargıtay 9.HD. 27.02.2012 gün
ve 2012/1757 E. 2012/5742 K. ).
Dairemizin kısmi dava ile ilgili verdiği bu ölçütleri kabul eden Yargıtay Hukuk
Genel Kurulu 17.10.2012 gün ve 2012/9-838 E, 2012/715 K sayılı kararında
“İşçilik alacaklarının özelliği de dikkate alınarak, bu alacaklarda, talep
konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli olduğunu
söylemek mutlak olarak doğru olmadığı gibi, aksinin kabulü de doğru
olmayacağını, talep konusu işçilik alacakları belirli olup olmadığının somut
olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesinin daha doğru
olacağını” açıkça belirmiştir.
Aynı dava dilekçesinde birden fazla işçilik alacaklarının talep edildiği
durumlarda davaların yığılmasından söz edilir ki, alacağın belirli olup
olmadığı her bir alacak kalemi bakımından somut olayın özelliğine göre
değerlendirilmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.10.2012 gün, 2012/
9-838 E, 2012/ 715 K sayılı kararı da bu yöndedir.
Davacının, aynı davalıya karşı olan birbirinden bağımsız birden fazla talebini,
aralarında bir derecelendirme ilişkisi yani aslîlik–ferîlik ilişkisi kurmadan
aynı dava dilekçesinde ileri sürmesine davaların yığılması dendiği yukarıda
belirtilmiştir(HMK. Mad.110). Birden fazla istemin yer aldığı ve işçi-işveren
uyuşmazlıklarında işçinin işçilik alacakları için açtığı davanın örnek teşkil
ettiği bir dava türüdür. Davacı birçok talebini, tek bir dava dilekçesi ile
talep etmektedir. Aslında kural olarak talep sayısınca dava mevcuttur. Davacı
her bir talebi için dava dilekçesinde olguları (vakıaları) ayrı ayrı
belirtilmek ve ispat yükü kendisinde ise ispat etmek zorundadır. Yapılan
yargılamada her bir talep hakkında ayrı ayrı inceleme yapılır. Yargılama
sonunda da her biri hakkında olumlu veya olumsuz karar verilir. İşte davaların
yığılması halinde, davacının isteklerinin bir kısmi belirli bir kısmi belirsiz
alacak davası konusu olabilir. Bu durumda talep edilen alacaklardan açıkça
belirli olan ve tartışmalı olmayanlar için belirsiz alacak davası veya kısmi
dava ile talepte bulunulamaz. Bu nedenle dava şartlarının da her talep
açısından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Bir talep için dava şartının
yokluğu, dava şartı olan ve gerçekleşen talepler içinde davanın usulden reddini
gerektirmez.
Davaya konu işçilik alacaklarının bir kısmının ya da bazılarının belirsiz
alacak davasına konu olamayacağı belirlendiği taktirde, hakim hemen davayı
reddetmemeli, HMK.’nun 115/2 maddesi uyarınca eksikliği tamamlaması yani
alacağını belirleyerek buna göre talepte bulunması için davacıya kesin süre
vermeli, gereğinin yerine getirilmemesi halinde dava şartı eksikliğinden dava
reddedilmelidir. Dairemiz kararları ile Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin kararları
bu yöndedir(Yargıtay 9.HD. 26.01.2014 gün, 2014/1962 E, 2014/6034 K. ; Yargıtay
9.HD. 27.02.2012 gün ve 2012/1757 E, 2012/5742 K. ; Yargıtay 19. HD. 16.01.2014
gün, 2013/ 17491 E, 2014/ 1332 K. Yargıtay 19. HD, 16.01.2014 gün, 2013/ 17366
e, 2014/ 1329 K.).
Alacağın belirsiz olması halinde alacaklı, belirsiz alacak davası açabileceği
gibi kısmi dava olarak da alacağın tahsilini talep edebilir.
Dava dilekçesinde alacağın belirsiz olduğundan söz edilmiş olsa da, kısmi dava
açıldığının ifade edilmesi halinde davanın türünün kısmi dava olarak kabulü
gerekir. Zira alacak belirsiz ise kısmi dava yoluyla alacağın istenmesine engel
bir durum yoktur. Bu ihtimalde kısmi dava ancak talep edilen kısım itibarıyla
zamanaşımını keser. Yargılama ile alacağın belirlenen kalan kısmı ıslah veya ek
dava ile talep edildiğinde arttırılan miktarlar bakımından faiz başlangıcı
-kural olarak- talep tarihidir. Bu nedenle davanın türünün belirsiz alacak
davası veya kısmi dava oluşunun sonuçları farklı olup, tereddüt halinde hakim
tarafından bu husus davacıya açıklatılmalı ve davanın türü ön inceleme
tutanağına yazılarak tahkikat aşamasına geçilmelidir.
Belirsiz alacak davası ise mevcut yasal düzenleme çerçevesinde üç değişik
şekilde açılabilir. Eda (tahsil talebi ile) davası niteliğinde belirsiz alacak
davasının açılabileceği HMK’nun 107. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında
öngörülmüştür. Tespit niteliğinde belirsiz alacağı tespit davası ise aynı
maddenin 3. fıkrasına dayanmaktadır. Maddenin gerekçesine göre ise alacaklı
kısmi eda külli tespit davası da açabilir. Her bir dava türünün farklı
özellikleri bulunmaktadır.
Tahsil talepli belirsiz alacak davasında, alacaklı belirleyebildiği miktarı
davaya konu etmelidir. Bu konuda rastgele bir miktarı talep etmesi doğru olmaz.
Örneğin, işveren ve Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında 10 yıl ve asgari
ücretten hizmeti görünen bir işçi, çalışma süresini 12 yıl ve ücretini net
2.000,00TL olarak açıklamak suretiyle kıdem tazminatıyla ilgili belirsiz alacak
tahsil davası açabilir. Bu davada, kayıtlarda geçen süre ve asgari ücrete göre
belirlenebilen miktar talep edilmelidir. Başka bir anlatımla tahsil amaçlı belirsiz
alacak davasında alacaklı belirleyebildiği kadarıyla bir hesaplama yapmalı ve
bu miktarı talep etmelidir. Dava dilekçesinde şimdilik kaydıyla farazi bir
miktar (100,00TL) gösterilmesi halinde, davanın, tahsil amaçlı belirsiz alacak
davası olarak kabulü doğru olmaz.
Tahsil amaçlı belirsiz alacak davasında, işverenin vereceği cevap, ön inceleme
aşamasında bu yönde uzlaşı veya tahkikat aşamasında belirsizlik ortadan
kalktığında, 107/2. maddeye göre davacı miktarı arttırabilir ve alcağın tümünün
tahsilini talep edebilir. Bu aşamada iddianın genişletilmesi yasağı devreye
girmez.
HMK’nun 107. maddesinin gerekçesine göre, alacak belirli hale geldiğinde
artırım, sadece bir kez yapılabilir. İkinci kez artırım yapılmak istenirse,
iddianın genişletilmesi yasağı ile karşı karşıya kalınır.
Tahsil talepli belirsiz alacak davasında, dava tarihinde alacağın tamamı için
zamanaşımı kesilir. Faiz başlangıcı, davadan önce temerrüt söz konusu değilse
dava tarihi olmalıdır. Alacak belirlendikten sonra arttırılan kısım için faiz
başlangıcı temerrüt ya da dava tarihidir. Belirtmek gerekir ki, belirsiz alacak
davasının alacaklıya sağladığı bütün imkanlar bir tek tahsil amaçlı belirsiz
alacak davasında ortaya çıkar.
Belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılabileceği HMK’nun 107/3.
maddesinde kabul edilmiş olmakla, davanın miktar belirtmeden açılması da imkan
dahilindedir. Bu halde hukuki yarar yokluğu ile ilgili tartışmalara mahal
vermemek için, 107. maddenin son cümlesinde, belirsiz alacak davasının tespit
davası olarak açılmasında hukuki yararın bulunduğu ifade edilmiştir.
Belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılabilmesinin en önemli
sonucu, belirsiz alacak tespit davasının da alacak için zamanaşımını
kesmesidir. Bu husus, 107. maddenin gerekçesinde açıklanmıştır.
Belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılmasının ardından, alacağın
yargılama sırasında belirlenmesi üzerine HMK’nun 107/2. maddesine göre miktarın
arttırılması mümkün değildir. Zira sözü edilen hüküm, belirsiz alacak davasının
miktar belirtilmesi yoluyla eda davası biçiminde açılması halinde uygulama
alanı bulabilir. Ancak belirsiz alacak tespit davasında yapılan yargılama ile
alacak belirlendikten sonra, davanın tamamen ıslahı suretiyle alacağın tahsili
talep edilebilir.
Belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılması ve ardından ıslahla eda
davasına dönüştürülmesinin, davanın belirli bir miktar üzerinden açılmasından
farkı, faiz başlangıcı noktasında kendisini gösterir. Belirsiz alacak davası
tespit davası olarak açıldığında faiz başlangıcı, alacakların rakam olarak
talep edildiği ıslah tarihi olmalıdır.
HMK 107. maddesinin gerekçesine göre belirsiz alacak davasının, kısmen eda
davasıyla birlikte külli tespit davası olarak da açılabilmesi imkan
dahilindedir. O halde belirsiz alacak davasında bir miktarın tahsili yanında,
kalan tutarın tespiti istenebilecek ve yargılama sırasında belirlendiğinde
kalan miktar da talep edilebilecektir.
Bunun tam eda davasından farkı, belirlenebilen miktarın talebi yerine, kısmi
bir miktarın istenebilmesidir. Örneğin belirsiz bir alacak için alacaklı
tarafından belirsiz alacak davası açıldığında ve 100,00 TL için tahsil, kalan
miktarı için ise alacağın tespiti istendiğinde kısmi eda külli tespit
davasından söz edilir. Zira alacaklı işveren veya resmi kurum kayıtlarında
geçen belirleyebildiği miktarı davaya konu etmek yerine, farazi bir miktar için
talepte bulunmuştur. Sözü edilen davanın kısmi davadan farkı ise, alacaklının
kısmi dava açtığını belirtmeksizin belirsiz alacak davasından söz ederek taleplerde
bulunmasına dayanır. Yukarıda açıklandığı üzere belirsiz bir alacak için
alacaklının açıkça kısmi dava açtığını belirterek talepte bulunması veya
belirsiz alacaktan söz edilmeksizin kısmi taleplerde bulunulması halinde
davanın kısmi dava olarak açıldığı kabul edilir.
Kısmi eda külli tespit davasının açıldığı anda alacağın tamamı için zamanaşımı
kesilir. Ancak faiz başlangıcı açısından tahsil amaçlı belirsiz alacak
davasından farklı bir durum vardır. Davaya konu edilen miktar bakımından faiz
başlangıcı olarak dava tarihi kabul edilmelidir. Alacağın kalan kısmın sadece
tespiti istenmiş olmakla, belirlenen bakiye alacak miktarının ilerde talep
edildiği tarihten itibaren faize karar verilmelidir.
6100 sayılı HMK.’un 114 üncü maddesinde davacının dava açmakta hukuki yararının
bulunması, dava şartı olarak belirtilmiştir. Aynı yasanın 115 inci maddesinde
ise;
"(1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her
aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman
ileri sürebilirler.
(2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine
karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun
tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı
giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.
(3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark
edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık
giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden
reddedilemez. " şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.
Belirsiz alacak ve tespit davasında, kanun açıkça alacak miktarının veya
değerinin belirlenememesi veya olanaksız olması halinde, davacının belirsiz
alacak davası açmasında hukuki yararının varsayılacağını öngörmüştür. Kısaca
dava açıldığında alacak belirli değil veya tartışmalı ise, belirsiz alacak ve
tespit davası açılması için hukuki yarar vardır.
Somut uyuşmazlıkta; davacı asil, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydı ile 4000 TL kıdem tazminatı, 1300 TL ihbar tazminatı, 500 TL
yıllık izin ücreti, 250 TL genel tatil ve 250 TL hafta tatili ücreti alacağı
olmak üzerie toplan 6300 TL'nın davalılardan tahsilini talep etmiştir. Dava
dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı yönünde herhangi
bir ifade bulunmamaktadır.
Davacı vekili bilirkişi raporundan sonra mahkemeye sunduğu 18.08.2014
harçlandırma tarihli talep arttırım dilekçesinde, HMK 107. maddesi gereğince
talep ettiği alacak miktarlarını rapor doğrultusunda arttırmıştır.
Mahkemece, dava ve ıslah dilekçelerinde davanın belirsiz alacak davası
olduğunun belirtilmesine karşın kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin
alacakları yönünden davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararının
bulunmadığı gerekçesi ile bu taleplerin reddine karar verilmiş; hafta tatili ve
genel tatil ücreti alacakları yönünden ise herhangi bir gerekçe
belirtilmeksizin hüküm altına alınan alacaklara dava ve ıslah tarihi ayrımı
yapılarak faiz yürütülmüştür.
Her ne kadar dava dilekçesinde, davanın belirsiz alacak davası olduğu
belirtilmemiş ise de, davanın açıldığı anda davacının hizmet süresinin ve
ücretinin tam olarak belirlenebilir olmadığı, bu belirsizliğin talep edilen
alacakları da belirsiz hale getirdiği; dolayısı ile davanın açıldığı anda
davacıdan talep ettiği alacakların değerini tam ve kesin olarak belirlenmesinin
beklenemeyeceği bu nedenle davacının belirsiz alacak davası açmakta, bir başka
ifade ile talep ettiği alacakları belirsiz alacak davasına konu yapmakta hukuki
yararının bulunduğu açıkça anlaşılmıştır.
Öte yandan, talep edilen alacakların belirli olduğu, davacının belirsiz alacak
davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı kabul edilse dahi, mahkemece
davanın hukuki yarar yokluğundan (dava şartı noksanlığından) usulden reddine
karar verilebilmesi için, 6100 sayılı HMK'nun 115 inci maddesinin ikinci
fıkrası uyarınca davacı tarafa dava şartı eksikliğini gidermesi için bir başka
ifadeyle belirsiz olan alacaklarını belirli hale getirebilmesi için kesin süre
verilmesi gerekir. Dava şartı olan hukuki yarar, tamamlanabilir dava
şartlarındandır. Mahkemece, davacı tarafa bu şekilde bir süre verilmediği
anlaşılmıştır. Karar bu yönüyle de hatalıdır.
Üçüncü bir husus, 6100 sayılı HMK'nun 115 inci maddesinin üçüncü fıkrası
gereği, hüküm anında başlangıçtaki dava şartı noksanlığı giderilmişse artık
başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü mahkemece davanın usulden reddine
karar verilemez. Yukarıda yapılan tespitlerden de açıkça anlaşılacağı üzere, davacı
bilirkişi raporu doğrultusunda alacaklarını ıslah ederek, bir başka ifadeyle
alacaklarını belirli hale getirerek, dava şartı noksanlığını gidermiştir. Bu
aşamadan sonra, mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli değildir.
Son olarak, 6100 sayılı HMK'nun 115 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince,
dava şartlarının bulunmaması durumunda ya da verilen kesin süre içerisinde dava
şartı noksanlığının giderilmemesi durumunda mahkemece davanın usulden reddine
karar verilmesi gerekir. Mahkemece verilen hükmün incelenmesinde, gerekçe
kısmında davanın usulden reddedildiğine dair bir tespit ve değerlendirme
bulunmadığı gibi hüküm fıkrasında da davanın usulden reddedildiği
belirtilmeksizin "...davanın reddine..." dair karar verilmiştir. Karar
bu açıdan da hatalıdır.
SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz
harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.03.2016 gününde oybirliğiyle karar
verildi.